|
GEÇMİŞTEN ESİNTİLER |
|
ANDUVAP Mehmet Akgün |
|
.............. |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
............................................................... |
|
|
|
|
|
ADİGELİĞİN ONURU |
|
|
|
|
|
Eskiden malum kömür kaçakçılığı yapılırdı.Köyümüzde yakılan kömür
Kaman ve Kırşehir’e götürülüp satılırdı.
Thamadelerden Rıza Aslan ile Çoda Ahmet Çetin birlikte götürdükleri
kömürü Kaman ilçesinde satarlar. Kazandıkları para olan 5 lira, o
günün büyük parası imiş, ikisine ait olan 5 lira, tüm bir banknot
olarak thamade Rıza’da saklı duruyormuş. Her ikisinin de bu paradan
başka ceplerinde başka para yokmuş.
Birlikte Kaman’dan köye dönerlerken, yol üzerinde bulunan Pekmezci
köyüne geldiklerinde, köyde bir düğün olduğunu görmüşler. Düğün
çalgıcıları olan abdallar,bizim thamadeleri düğüne gelen misafir
zannederek, davul ve zurna eşliğinde güzel bir karşılama
yapmışlar.Bizim thamadelerin düğünle bir alakası yok ama davulcu bir
taraftan çalarken, diğer taraftan da “ooo çerkezlerin ağaları
geldi“ diyerek etrafın duyacağı şekilde sözlü iltifatlarda
bulunmuş.Zaten usul gereği davulcuya para vermek gerekiyor,bir
taraftan da bol iltifat var…
Thamade Çoda Ahmet yavaşca Rıza Arslan’a seslenerek “abdala para
yapıştır” der. Thamade Rıza “bozuk para yok, tüm beş lira
var, yazık olur” der. Çoda Ahmet “ Beşse beş, yapıştır
gitsin, yoksa adigeliğin onuru gidecek” der, thamade Rıza’da
ikisinin kazancı olan 5 lirayı davulcuya yapıştırır ve birlikte
parasız köye dönerler.
|
|
............................................................... |
|
|
|
|
|
PEKMEZCİ |
|
|
|
Bir
sohbahar gününde köyümüze veresiye pekmez getirip satan Çorum'lu bir
şahıs, paralarını toplamak için yaklaşık 4 ay sonra tekrar köyümüze
gelerek thamade BELCETUQE Ali Yalçınkaya'nın evine misafir olur.
Darlık günleridir, mevsim kış ve bir çok insanımızda para yoktur.Bu
adamı nasıl köyden uzaklaştırırız diye düşünmeye başlar köylü ve
akıllarına bir fikir gelir.
Yapılan plan gereği olarak;
Kabadayılığı ile popüler olan thamade KART İsmail ile ilgili olarak
abartılı olarak misafirin yanında, onun sözde zalimliği ile ilgili
olarak koyu bir sohbet yapılmaya başlanılır. Bir süre sonra thamade
KART İsmail vuramdan eve doğru naralar atarak yürümeye başlar. Bu
naraları duyan misafir " kim bu diye sorar. " Oradakilerde
birbirini tasdikleyerek " valla senin işin kötü, senin için
geliyor" diyerek, onun zalimliğini daha da abatırlar. Bunun
üzerine misafir acele ile kalkarak atına bindiği gibi köyden kaçar,
böylelikle pekmez borcu olanlar para vermekten kurtulurlar.
Şimdi biz, karnımız tok olduğu halde birbirimize nara atar olduk!... |
|
|
|
............................................................... |
|
|
|
|
|
THAMADELERİN ŞAKASI |
|
|
|
Teknolojinin insan muhabbetini alıp götürmediği eski dönemlerde
thamadelerimiz kendi aralarında şakaları ile muziplik yapmaktan geri
kalmazlardı.
Thamademiz GUYUKHO Emin ÖZTÜRK
köyümüzün ilk bakkalcısı olup, diğer köylerden müşterileri gelirdi.
Bir yabancı gelip bakkaldan bir şeyler istediğinde, " bende kalmadı,
Hamit'te var" diyerek ona gönderirdi. Müşteri ona gittiğinde " biraz
önce sattım bitti, sen ÇOTA'ya git, onda var " diyerek ona
yönlendirirmiş.ÇOTA amcada aynı bahane ile tekrar diğer
arkadaşlarına yönlendirerek yabancıyı iyice yorarlarmış...
Yabancı insanlar ilk defa başlarına gelen bu tezatlıkların, kaba bir
şaka olduğunu anladıklarında alınganlık gösterseler de, zaman
içerisinde bu üçlünün muzipliklerini, tatlı bir anı olarak havalide
anlatırlarmış...
Çocukluk dönemimizde, Thamademiz GUYUKHO Emin ÖZTÜRK 'ün bakkalına
alışverişe gittiğimizde, kendine has oturuş şekliyle oturduğu makam
koltuğunda sizi karşılar, "falanca var mı?" diye sorduğunuzda, sert
bir uslupla " bak orada geç al " derdi.
Şimdi biz, birbirimize şaka yapmayı da unuttuk, yapılan şakaları
anlamayı da... Her üç thamademize rahmet diliyoruz...
|
|
............................................................... |
|
|
|
|
|
TINGIR MINGIR |
|
|
|
|
|
Köyümüzden bir thamademizin erkek çocuğu dünyaya gelir, ismini de
Hacı Ahmet koyar. Bebeğin yatması için gerekli olan beşiği almak
için thamademiz ilk fırsatta şehre gider. Beşik almak için mağazaya
gittiğinde, Türkçeyi iyi bilmediğinden dolayı meramını anlatamaz.
Bozuk bir Türkçe ile konuşmasına devam etse de, bir türlü beşiğin
Türkçesini söyleyemez. En sonunda el hareketleri yordamıyla beşiği
tarif ederek, " tıngııır mıngııır, içinde Hacı Ahmet yatar"
demiş ve nihayet derdini yarımda olsa anlatarak beşiği almayı
başarmış...
Şimdi biz popüler kültürün yapı
taşlarına uygun olarak, dilimizi kaybetmiş bir nesil olma yolunda
gururla ilerliyoruz! |
|
............................................................... |
|
|
|
|
|
KARIN ALTINDAN
KÜTÜK ÇIKAR MI? |
|
|
|
Köyümüz sakinlerinden rahmetli thamademiz BATÜ Ali CAN gençliğinde
İzmir iline gider ve uzun yıllar burada çalıştıktan sonra, bir kış
mevsimi köyüne döner. Kendisi artık güzel bir İzmir şivesi ile
konuşmaktadır. Aradan uzun bir zaman geçmesine rağmen halen İzmir'li
gibi hareket etmekte ve köy yaşamına dönme adına bir adım atmadığını
gören arkadaşlarından bir kaç kişi, eşeklerini alarak evine
giderler. Thamademize seslenirler, o da dışarı çıkar. Arkadaşları
" hadi eşeğini semerle, eski günlerde olduğu gibi kütük çıkarmaya
gidiyoruz" derler. Thamademiz şöyle bir etrafa bakar, yalaşık 1
metre civarında her tarafta kar var. Arkadaşlarına döner ve İzmir
şivesi ile " kardeşim bu kar'ın altından kütük mü çıkar "
der. Arkadaşları şaşkınlık içerisinde oradan ayrılırlar ama
sonrasında dile kolay bu diyalog tam 55 yıldır espri ile
anlatılır....
* Kütük ; Küçük meşe topluluklarının
tutunduğu toprak altında kalan geniş ve yayvan kısım olup, yakacak
açısından uzun süreli olduğundan o dönem tercih edilen bir yakacak
türüdür.
Şimdi biz köylü olduğumuzu unuttuk ve hepimiz İzmir'li gibi olduk!
Thamademize Allahtan rahmet diliyoruz...
|
|
|
|
............................................................... |
|
|
|
|
|
OLUR KIZIM OLUR |
|
|
|
973-74 yıllar...Köyümüzde ortaokul öğretmeni olarak atanan ve bir
kaç yıl evimizde kalan Güneş isminde İzmir'li saygıdeğer bir
öğretmenimiz vardı.Kibar ve nazik ruh hali tüm davranışlarına
yansıyordu.Onun içindir ki ilk geldiği zamandan başlayarak kaldığı
yıllar içerisinde nezaketsiz hiç bir davranışı olmadı.
Aynı
avluda farklı bir evde oturan guaşe ANDUVAP Selver Akgün sabahları
evinin önünde günlük işlerini yaparken, okula gitmek için evinden
çıkan Güneş öğretmen ile her sabah karşılaşmalarında, Güneş öğretmen
guaşeye hitaben, "günaydın teyzeciğim" dermiş. Günlerce her
sabah bu şekilde hitap etmeye devam etmiş. Guaşede her defasında
umursamaz bir eda ile, " olur kızım olur " der, kafa
sallarmış. Güneş hoca bu umursamaz ve alakasız cevaplara
içerlemiş ve konuyu bizim büyüklere açmış. Böylelikle guaşenin "
günaydın " kelimesinin ne anlama geldiğini bilmediğinden dolayı,
böyle cevap verdiği ortaya çıkmış.
Şimdi biz, birbirimize aynı apartman ortamında selam vermez olduk!
Guaşemize Allahtan rahmet diliyoruz... |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|